yok
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nusayrilik inanışı - 1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 92
Kayıt tarihi : 10/06/09

MesajKonu: Nusayrilik inanışı - 1   Perş. Haz. 11, 2009 2:05 pm

Çoğunluğu Suriye’de yasayan aşırı bir Şiî-Batini fırkası. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmişte kalan bir isim olduğunu ve fırka kurucusuna nispeten bu ismin verildiğini ileri sürerler. Fırkanın ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayri en-Nem iri’ye (270/883) nispeten aldığı bilinmektedir. Zaten itikadı fırkaların hemen hemen bir çoğunun kurucularına nispeten tanındıkları ve buna uygun isim aldıkları bilinen ve sik rastlanan bir durumdur.



Batini karakterli fırkalarda ortak olarak görülen husus, bunların genel olarak çift hayatları olmasıdır. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yasadıkları ve yaşattıkları hayat seyri, diğeri de toplum içinde yasamaları itibariyle toplumsal hayatlarıdır. İste Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri taşımakla birlikte, batini fırkalar arasında, önemli eserlerinden bir kimsi elde edilebilmiş ve dolayısıyla görüşlerine vakıf olunabilmiş fırkalardan birisi olma özelliğini taşımaktadır.



Nusayriliğin kurucusu IBM Nusayri, Şiî-Imamiyyenin onuncu imamı Ali en-Hakî’nin hayatında onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor; onun hakkında aşırı görüşler ileri sürerek tenasühten söz ediyordu. Onun ilahlığını söylüyor ve haramları helal kılıyordu. Bir rivayete göre de, IBM Nusayri, Imamiyyenin onbirinci imamı Hasan el-Askeri’nin (260-873) “Babai olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b. el-Hasan’ın mehdiliğini kabul etmiştir (E.Ruhi Figlali, Çağımızda İtikadı İslam Mezhepleri, s. 143, en-Nevbahtî, Firak us-Sima, nar. M.Sadik, Necef 1936, s. 193).




Genellikle Suriye bölgesinde yayilmis bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yılında Suriye’yi ele geçirmesi üzerine, bir kimsi Suriye’de kalırken bir diğer kimsi ise, Antakya civarına çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdakilerin Suriye’ye egemen olmasıyla bu dönemde büyük bir güç kazandılar. Zira Hamdaki emirleri bu mezhebe girmiş ve yaygınlaşması için uğraşmışlardır. Selçuklular döneminde Malazgirt savasını (463/1071) takiben de Nusayriler Antakya’yı ele geçirmişlerdi. Frankların 492 (1098) yılında bölgeyi işgal etmeleri üzerine bir süre onların hakimiyetleri altında kaldılar. Haçlı seferleri esnasında Haçlı ordularına yardim etmiş ve Müslümanların aleyhinde Hıristiyanlara destek olmuşlardı. Bundan dolayı Selahaddin Eyyubî tarafından cezalandırılmışlardır. Ayni şekilde Memluklular aleyhinde Moğollara yardim ettikleri için Memluklu Sultani Aybars’tan da baskı gönnüslerdi. Nusayriler, bölgede sırasıyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubî, Haçlılar, Ismaililer ve Mogollar’dan sonra Yavuz Sultan Selim’in 922 (1516) yılındaki Mercidabik Zaferi ile Suriye’yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de ayni bölgede varlıklarını sürdürürler. Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanlı Döneminde varlıklarını sürdürmelerindeki en önemli faktör, Osmanlı Devletinin, hükmü altındaki bölgelerde her inanç ve ırktan olan kavimlere gösterdiği müsamaha anlayışı ve tavrı gösterilmektedir. Zira Osmanlı Devleti, bu tavrını devletin bağlayıcı ve birleştirici bir felsefesi olarak telakki etmekte idi. Zaman zaman Osmanlılara karsı isyan etmelerine rağmen II. Abdülhamit onları resmen bir mezhebe olarak kabul etmişti.

Bugün Suriye’de çeşitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Fırat boyları ve Lübnan’da yaygın olarak yerleşmiş bulunan Nusayrilerin şayisi bir kişim araştırmacılara göre yaklaşık 325-400 bin kişi civarındadır (L.Massignon, “Nusayriler” Maddesi, I.A.) Bir kişim araştırmacılara göre ise, yalnız Hatay Bölgesi’nde yaklaşık yüz kırk dokuz bin Nusayri bulunmaktadır (Ahmet Turan, Leş Nusayri de Turquie dans la Religion d’Hatay, Doctorat de III e cylcle Paris 1973, s. 21).



diğer bir çok itikadî fırkada olduğu gibi Nusayrilik de kendi arasında çeşitli fırkalara ayrılmıştır. Bunlar genel olarak dört kola ayrılmışlardır ki, bunlar; Haydariyle, Simaliyye (veya Semsiyle) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye’dir. Ancak bunlar, esas itibariyle, Simafiyye ve Kibliyye olmak üzere iki ana kol halinde yayginlik kazanmışlardır.



Nusayrilerin itikadı görüşlerine gelince:



bunların görüşleri kısmen İslâm’dan kaynaklanmış olsa da ağırlıklı olarak batini tevillere dayanmakta ve hatta zaman zaman Hıristiyan kültürünün etkisi görülmektedir. Hüseyin b. Hamdan el-Hasbî’nin (346 veya 358/957 veya 968) Kitâbül-Mecmu’u ile önce Nusayri iken daha sonra Hıristiyan olan Adanalı Süleyman Efendi’nin Kitâbül-Bakürati’s-Süleymaniye fi Keşfi Esrâri’d-Diyânâti’n-Nusayriyye isimli eserleri Nusayriliğin itikadı ile ilgili önemli bilgiler ihtiva ederler.



Bir çok itikadı fırkada gördüğümüz gibi, fırkaların görüşlerini temel bazı hususlar teşkil etmekte ve diğer görüşler bu görüsün etrafında odaklanmaktadır. Nusayrilerin görüşlerinin temelini de Hz. Alinin ilahlaştırılması teşkil etmektedir. Bundan dolayı Nusayriler Şia fırkaları arasında gulet kısmından telakki edilmektedir. Bu fırkanın bütün kollarına göre Hz. Ali mabuttur, tanrıdır. Yüce Allah için sayılan sıfat ve özellikler Hz. Ali için sayılmaktadır. O nurun nurudur, ilahi zati itibariyle gizlidir. O manadır. Görünüşte imam olmasına rağmen, batini cihetiyle O, Allah’tır. Buna göre onların Sehadet kelimesi “Ben Ali’den baksa ilah bulunmadığına Sehadet ederim “seklindedir.



Bu anlayışa göre Ali, tanrıdır. Kendi ruhundan Muhammed’i, O da Selman-i Farisî’yi yaratmıştır. Ali “mana”, Muhammed “isim”, Selman ise “rab”dir. Bu üçlü A(aya), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir. Bu üçlü sembolize sistemi Süleyman Hasbi tarafından Hristiyanliktaki “Baba-Oğul-Ruhum-Kudüs” sistemiyle açıklanır. Ayrıca Selman’dan sonra beş tane de eytam vardır ki, bunlar; Mikdad b. el-Esved (Tabiat olaylari ve zelzeleyi yürütür), Ebû Zerril-Gifâril-Gifâri (Yildizlarin hareketini idare eder), Abdullah b. Refaha (Canlıların hayatlarıyla uğraşır), Osman b. Mazmun (Rızık ve hastalıklarla uğraşır) ve Kanber b. Kaban ed-Devrî (Ruhları cesetlere gönderir). Bu beş eytam, ayni zamanda beş büyük yıldızdır.



Tenasüh ve ruh göçüne inanırlar. Onlara göre, insanlar ilk kez semavi varlıklar olarak yaratılmışlar; fakat düşüşlerinin bir sonucu olarak bu günkü sekilerlini kabullenmek zorunda kalmışlardır. Sürekli tenasüh ve ruh göçü, insanların tekrar semavi varlıklara dönmesiyle son bulacaktır. Yine Hz. Ali (r.a)’in Yildizlarin prensi olduğunu ve güneş veya ay ile cisimlenmiş bulunduğuna inanırlar.



Kendileri Ali’nin uluhiyetine inanmak ve onun yüceliğinin nimetine ermek şerefine ulasan kişilerdir. Aliye inanan Nusayrilerin ruhla, hareket yoluyla yıldızlar haline dönüşerek nurlar alemine yükselir. Nusayri olmayanların ruhları ise, hayvan cesetlerine girer. Onlara göre kadınların ruhları yoktur. Şeytanlar insanların günahlarından, kadınlar da şeytanların günahlarından yaratılmışlardır. Bu bakımdan kadınlara onların mezheplerinin sırları açıklanmaz. Bu taassuplarından ötürü Fâtima’nin ismini kullanmayıp, metinlerinde bu kelimenin müzekkeri olan Fâtir’i kullanmayı tercih ederler. Ayrıca onlara göre, diğer halifelerle birlikte bir kişim sahabe ile Muavine, Yezide ve Hacca da şeytanin sembolleridir ve lanetlidirler.



Tanrı olarak kabul ettikleri Ali’nin bulunduğu yer konusunda iki gruba ayrılırlar. Haydarilere göre Ali, göktedir. güneş Muhammed’i, ay da Selman’ı temsil eder. Ali güneşte oturmaktadır. Bu yüzden bunlara “Semsiler” de denilmektedir. İkinci kol olan Kilaziler’e göre ise Ali’nin yeri ay’dır. Bu yüzden bunlara da “Kameriler” ismi verilmektedir.



Onlara göre şarap, uluhiyetin sembolüdür. Bundan dolayı şarabi ve şarabin asli olan üzüm asmalarını aşırı bir şekilde yüceltirler.



Islaman beş şartı ise söyle bir tevil esasına göre anlaşılır:



1. Sehadet: Nusayriliğe girişte yukarıda sözü edilen Sehadet kelimesi tekrar edilir. Sonra da “Nusayri dininden, Cundebî görüsünden, Cunbulanî tarikatından, Hasbî akidesinden, Cinli inancından, Meymunî fıkhından olduğuma Sehadet ederim” seklindeki söz söylenir.



2. Namaz: Namaz sesle yapılan bir ibadet olup, sadece duadır. Namazın basında “Ali, Muhammed ve Selman’ı yüceltiriz” demek, namazı eda etmek olarak anlaşılır. Namaz Ali’ye açılan bir kalbin Niyazi olarak anlaşıldığından ferdi yapılır, ancak, bayram ve mukaddes günlerde cemaat hafinde de yapılabilmektedir. Namazdan önce abdest alınmaz. Namazın şartları beştir:



a) beş seçkini bilmek, Bunlar; Muhammed, Fâtir, Hasan, Hüseyin ve Muhsin’dir.



b) Gülmeden ve konuşmadan dua etmek,



c) namazı, Abbasi rengi olduğu için siyah takkesiz kılmak,



d) İbadeti başkaları görmeden gizli yapmak,



el namazı, “Ey Yüce, Büyük ve Arıların Efendisi Ali, bize merhamet et” diyerek bitirmek.



Namazın şayisi yine beştir ve beş masuma tahsis edilmiştir. Namazda Mekke’ye dönmek Sart değildir. Öğleye kadar günesin doğuş yönüne, öğleden sonra ise batıya doğru yöneliniz.



3. Oruç: Oruç, Resulullah’in babası Abdullah b. Abdulmuttalib’in sessizliğini temsil eder. Buna göre Ramazan Abdullah, Kurban Hz. Muhammed’dir. Ramazan günleri ise, Nusayrilerin kutsal kişilerini temsil eder.



4. Zekat: Zekatın manası dini öğrenmek ve aktarmaktır. Her aile malî şartlarına göre, şeyhe para vermek zorundadır. Bu zekat yerine geçer.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nikomniko.eniyiforum.net
 
Nusayrilik inanışı - 1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Şaka deiL Gercek İnanılmaz Bişe 10.5 mB'lık Cfg:)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: İslamiyet ve Dünya Dinler :: Orta Doğu Dinleri-
Buraya geçin: