yok
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İslamiyet ve Sunnilik - 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 92
Kayıt tarihi : 10/06/09

MesajKonu: İslamiyet ve Sunnilik - 2   Perş. Haz. 11, 2009 2:06 pm

1.5. Ahiret Gününe iman

Allah ve O’nun peygamberi’nin bildirdiklerine inanan, kişi için Ahiret Günü’ne iman zorunludur. Ahiret günü, birinci nefhadan ikinci nefhaya, sonra da cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar geçer zamandır. Diğer bir ifade ile ikinci nefhadan sonra başlayan ve sonsuza kadar uzanan zamandır.

Müslümanların ahirete imanları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur:

“Onlar san indirilenlere de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete ise onlar şüphesiz bir bilgi ve iman beslerler.” (016)

Ahiret Günü’ne tam anlamıyla inanan kişi, dünya hayatını da düzene sokmuş, günahlardan ve sapıklıklardan nefsini büyük ölçüde korumuş olur.

Kur’an-ı Kerim, Allah‘a imandan sonra çoğu kere Ahiret Günü’ne imanı zikreder. Ahiretin zamanını bilemeden her an o büyük güne hazırlanmak, Müslümanın dünya hayatına bağlanmasını sağladığı gibi, ona sorumluluk da yükler. islâm, Ahiret Günü’nü, ölümü kıyametin vukuunu, sonra neler olacağını, ölümden sonra tekrar dirilmeği, hesaba çekilmeği, ceza ve mükafat görüleceğini vb. ayrıntıları ile açıklamıştır.

Yahudilik ve Hristiyanlık’ta da ölümden sonra dirilme inancı vardır. Yahudilik’te ahiret konusu islâm ve Hristiyanlığa nisbetle fazla işlenmemiş, onlar daha çok dünya hayatına önem vermişlerdir.

Hristiyanlar ise Ahiret Günü’nün hemen geleceği korkusu ile ruhbanlığa sarılmışlardır. Bu konuda da en sağlıklı dengeyi islâm kurmuştur. islâm’a göre “Hiç ölmeyecek gibi dünya için çalışılacak, yarın ölecekmiş gibi ahirete hazırlanılacaktır”.

Ahiret Günü’ne iman konusunun Yahudiliğe ne zaman girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Zaten Tevrat’da da kıyamet, mahşer, cennet, cehennem hakkında açık bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ayrıca bu konudaki inançları da zaman zaman değişikliklere uğramıştır.

incillerden elde edilen bilgilere göre Hz. isa’nın ikinci kez dünyaya gelişiyle kıyamet vuku bulacak, ölüler mezarlarından kalkarak dirilecekler, (017) O da insanları hesaba çekmek üzere adalet kürsüsüne oturacaktır. Yine Hıristiyanlar Hz. isa’nın yakın bir gelecekte yeryüzüne ineceğine, ancak O’ndan önce Deccal’in ortaya çıkacağına inanırlar. Hıristiyanlara göre Allah hükmetme yetkisini Hz. isa’ya vermiştir. Ölümden sonra ruh bedenden ayrılarak dünyadaki durumuna göre sevap veya cezaya çarptırılacaktır. (018) Ölülerin son mükâfatlandırılmasından önce berzah denilen yerde kalacaklardır. Hıristiyan inancında ölümden sonra cennette mutluluk, cehennemde azap görecek olan yalnız ruhtur.

1.6. Kaza ve Kadere iman

islâm’da iman esaslarından biri de kaza ve kadere imandır: Gerçekte bu ifadenin kader ve kazaya iman şeklinde olması daha uygun ise de, Türkçemiz de böyle yerleşmiştir.

Kader, ileride meydana gelecek her şeyin önceden bilinerek Allah tarafından takdir ve tesbit edilmesi, kaza da, bilinen ve tesbit edilen her şeyin zamanı geldiğinde yine Allah tarafından yaratılmasıdır. Kader, Allah‘ın ilim sıfatına, kaza da tekvin sıfatına racidir. Ehl-i sünnetin inancı budur.

islâm’a göre Allah‘ın küllî iradesi yanında kulun cüz’î bir iradesi vardır. Kul bu iradesini hayra da şerre de yönlendirebilir. iyilik-kötülük, hayır-şer belli olduğuna göre kula düşen görev, aklını kullanarak iyi ve hayır olana yönelmektir. insan, iradesiyle yaptıklarından sorumludur. iradesi dışında olan (hangi ana-babadan, nerede, ne zaman doğacağı, boyu ve renginin ne olacağı vb.) hiçbir şeyden sorumlu değildir. Allah, kişinin hür iradesiyle seçtiği şeyleri, onun seçtiğine uygun şekilde yaratır. Kısaca seçen insan, yaratan Allah‘tır. insanın nasıl bir tercihte bulunacağını Allah ezelde bildiği için Levh-i Mahfuz’da bunlar yazılmıştır. “ilim malûma tabidir” cümlesinin anlamı da budur. Bu bakımdan bazı kişilerin sorumluluktan kurtulmak için “ne yapayım, alın yazım bu imiş” tarzındaki itirazlarının geçerliliği yoktur. Kişi, iradesini hayra yönlendirerek çalışacak, iradesi dışındaki sonuçları da tevekkülle karşılayacaktır. insanın hayırlı zannederek bir işi yapmaya yönelmesi, ancak sonucun dileği doğrultusunda olmaması halinde, bu sonucun kendisi için hayırlı olduğuna inanması da onu kalben huzurlu kılar. Bu durumu açıklayan bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey müminler, sizin hoşunuza gitmediği halde uhdenize savaş yazıldı. Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken o, sizin için hayırlı olur. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (019)

islâm dışındaki dinlerde net bir şekilde kader anlayışı bulmak mümkün değildir. Hinduizmdeki “karma” inanışı kader olarak yorumlayanlar vardır.

Yahudilik’te alın yazısından çok, olaylar, Tanrı‘nın çizdiği belirli bir gayeye göre şekillenir. insanların bu dünyadaki hayatı dine uygun yaşamak ve Tanrı‘nın emirlerinden sapmamak temeline oturtulmuştur. Hayır ve şerri yaratan Allah‘tır. Hayır mükâfat, şer de ceza içindir. Kulların başına gelen felâketler Tanrı‘nın bir çeşit imtihanıdır.

Hıristiyanlar, insan hürriyetini sınırlandırdığı için kader ve kazaya fazla sıcak bakmamışlardır. Onlara göre Allah ancak hayrın yaratıcısıdır. şahit olduğumuz kötülükler Allah‘tan değildir. Hayır ve şer Allah‘ta birleşemez; çünkü Allah kötülüklerden nefret eder. (020) Bunlardan ayrı olarak Hristiyanlık’ta önemli bir yeri olan “Aslî Suç” (021) ‘la kader arasında kurulan tuhaf ilgiye de bakılmalıdır. Burada tartışılan ana mesele, “asli suç olduğu için mi insanlar kötülüğe meylederler, yoksa kötülüğe meylettikleri için mi asli suç vardır?” cümlesinde özetlenebilir.



2- ibadet Sistemi

ibadet sisteminden kastedilen, islâm’ın şartlarıdır. Hz, Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “islâm beş temel üzerine kurulmuştur. Allah‘tan başka ibadet olunacak Tanrı bulunmadığına, Muhammed‘in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek.” (022)

Hadis-i şeriften de anlaşılmaktadır ki islâm’ın ilk şartı Allah‘a ve O’nun peygamberine şahadettir. islâm’a girmek bu şartlarla olur ve bunlar yerine getirilmedikçe diğerlerini yapmanın hiçbir kıymeti olmaz. Bu ilk şarttan sonra namaz, oruç, hac ve zekât gelir.

Hemen bütün dinlerde ibadet vardır ve inançtan sonra gelir. Arapça’da ibadet “boyun eğmek, itaat etmek, kulluk etmek, tapmak, taat ve takva” mânalarını ifade eder. Genel olarak “Allah‘a tapma” olan ibadet terimi, “putlara tapma” (023) için de kullanılır. (024)

Bir başka açıdan ibadet, sonsuz kudret sahibi Allah‘a karşı gösterilen tevazu, hürmet, itaat ve ta’zimin en yüksek derecesidir. ibadet yalnız Allah‘ın hakkıdır ve yalnız O’nun için yapılır. (025) Kur’an-ı Kerim’de ibadet kavramı genellikle, “Kul olmak, boyun eğerek itaat etmek, ilâh tanımak” vb. manalarda kullanılmıştır; (026) ibadet kalb ve vicdanla hissedilen kulluk şuurunun dıştaki tecellisidir. Bu bakımdan ibadet insanın dinî şuurunu kuvvetlendiren bir cevherdir. şuurla ve hakkına riâyet edilerek yapılan ibadet imanı kuvvetlendirir.

Hemen bütün dinlerde cemaatle yapılan ibadet, ferdî ibâdetten üstün tutulmuştur. ibadet yapılan yere mabed denir. Bazı araştırıcılara göre ilk mabed, tabiatın kendisidir. Bütün dinlerde îman ile âmel arasında daima ilişki kurulmuş; imanını ameli ile bütünleştiren kişi övülmüştür. ibadetin bir parçası olan “dua”yı ibadetten ayırmak her zaman mümkün değildir.

Çoğu zaman ibadetle dua içice bulunmuştur. islâm dışındaki bazı dinlerde ibadet, nadir hallerde aletsiz, bazan da aletli olarak müzikle karışık bir merasim şeklinde uygulanmıştır.

ibadetler bir bütün halinde Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından tek tek uygulanarak müslümanların bu konudaki tereddütleri giderilmiştir. islâm Dini’nde ibadetler üç grupta incelenebilir:

1-Bedenle yapılan ibadetler (namaz, oruç),
2-Malla yapılan ibadetler (zekât, fitre, sadaka),
3-Hem beden hem de malla yapılan ibadet (hac).

islâm’da ibadetin en yüksek derecesi, Allah‘a hiçbir menfaat beklemeksizin O’nun Allah olduğu şuuru ile inkıyad ve itaat etmektir. Kâinattaki bütün varlıklar kendi hallerine göre kendi dilleriyle ibadetlerini Allah‘a karşı yapmaktadırlar. Allah kullarına güçlerinin yeteceğinden fazlasını yüklememiştir. (027)

Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti, müminleri Allah‘a itaate çağırmaktadır (028) islâm’da ibadet hayatın bir parçası olarak algılanmış ve kişinin idrakini geliştirmiştir. (029) ibn Teymiye’ye göre islâm bir bütün olarak Allah‘a kulluk etmekten ibarettir. ibadet esnasında ırk ve renk farkı gözetmeyen islâm, bu özelliği ile Allah huzurundaki eşitliği düşünce plânından hayata geçirmiştir.

2.1- Namaz

Namaz, belirli vakitlerde yerine getirilen, kendine hâs hareket, okuyuş ve şartları bulunan bir ibadettir. Farz oluşu Kur’an, sünnet ve icma ile sabittir. Bir ayet-i kerimede,”Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.” (030) buyurulur. Hz. Peygamber (s.a.v)’de bir hadis-i şeriflerinde, “Allah her Müslüman erkek ve kadına her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır” buyurur.

Ergenlik çağına gelmiş, aklı başında olan kadın-erkek bütün Müslümanlar üzerine farz kılınmış beş vakit namazın dışında, cuma namazı da yalnız erkeklere farzdır. Yılda iki bayram (ramazan, kurban) namazı vacib, cenaze namazı ise farz-ı kifaye’dir. Beş vakit namaz Miraç Gecesi’nde farz kılınmıştır. Namaz mümini fenalıklardan ve günah işlemekten korur. Bu sayede mümin, dünyadaki borcunu ödemiş ahiret için sevap kazanmış olur.

Dinin direği, müminin miracı olan namaz, islâm’ın bütün şartlarını toplayan ve kulu aracısız Allah‘a ulaştıran bir ibadettir.

Namazın altısı daha başlamadan, altısı da namazla birlikte yerine getirilen on iki farzı diğer hiçbir dinde bulunmayan bu en mükemmel ibadetin bir diğer özelliğini teşkil etmektedir. Diğer dinlerdeki ibadetlerin hiçbirinde namazdaki disiplini görmek mümkün değildir. Namazın beş ayrı vakitte farz kılınışı, müminin bütün gün belli aralıklarla kendini kontrol etmesini sağlar. Kulun, günahlarından pişmanlık duyarak af dilemesi, Allah‘ın huzurunda olduğunu idrak etmesinin en güzel vasıtası yine namazdır.



2.2- Oruç

islâm’ın beş şartından biri de yılda bir ay ramazanda oruç tutmaktır. Oruç, Medine’de hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, sizden evvelkilere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı. Ta ki korunasınız”. (031)

Oruç niyet ederek tan yeri ağarmaya başladığı andan ta akşam güneşi batıncaya kadar yeme-içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak, suretiyle eda edilen bir ibadettir. Büyük ölçüde bedenî bir ibadet olan orucun sayılmayacak kadar çok sıhhî faydaları da vardır. Bugün tıbben de sabit olduğu üzere, birçok bedenî hastalıkların tedavisi ancak oruçla yani perhizle mümkün olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız” hadis-i şerifleri de buna işaret etmektedir. Oruç sayesinde, yeme içme açısından zengin-fakir ayırımı büyük ölçüde giderilmektedir. Dinî bir görevi yerine getirmek gayesiyle tutulan oruç, aynı zamanda iradeyi kuvvetlendirir. Açlığa, susuzluğa dayanma, gücü verir. Oruç sayesinde Müslüman haramları daha fazla terkederek helâlleri arar. Ramazanı takibeden aylarda da daha disiplinli ibadet etme alışkanlığını kazanır.

islâmın oruç ibadetinde, diğer bazı dinlerin oruca benzer ibadetlerinden mevcut olan perhiz belirli gıdaların dışında bir şey yememe, iki gün geceli-gündüzlü aç kalma vb. haller yoktur. Oruç, tamamen müminin yemek ve ruhî disiplinini sağlamayı hedef almıştır. Yahudilik ve Hristiyanlık’ta Hz. Musa ile Hz, isa’nın uygulamalarından kalma 40 güne kadar varan ve perhizi esas alan bir anlayış islâm’ın orucunda görülmez. Müslümanlıktaki oruçta nefse eziyet yerine onu olgunlaştırmak esastır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nikomniko.eniyiforum.net
 
İslamiyet ve Sunnilik - 2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: İslamiyet ve Dünya Dinler :: Orta Doğu Dinleri-
Buraya geçin: